|
|
|
|
|
SORULARLA ALEVİLİK GERÇEĞİ
Alevilik nedir?
Bu soruya öyle kısa bir cevap bulamazsınız. Peygamberimizin ölümünden günümüze uzanan ve farklı coğrafyalarda değişik sosyal, siyasal, tarihi unsurlarla beslenen bir İslam yorumudur. Bu yorum Sünni anlayıştan çok farklı yorum ve kurumlara sahiptir. Muaviye konusu da Yezit de Kerbela da kendi yerleri oranında katkı sahibidir. Ama sadece bunlarla da açıklanamaz. Arap Yarımadasından İran, oradan Orta Asya’ya ve sonra Anadolu’ya Balkanlara uzanan karmaşık bir olgudur. Bu sorularınız ciltler dolusu kitaplar da tutabilir ancak burada bazı temel nitelikte olanları kısaca yanıtlamak istiyorum. Bu konuda tatmin olmazsanız kitaplarımdan da yollayabilirim veya siz de temin edebilirsiniz.
Soru: Bir itiraz geleneği midir? Yüzyıllardır diri tutulan bir başkaldırı hareketi midir?
Çevreyi temsil etmek bakımından, sosyal kültürel dinsel bakımlardan gayrı resmi bir yapılanmadır. Bunu bir itiraz geleneği olarak kabul ediyorsanız öyledir. Ancak zaman zaman devletle ilişkili, olumlu ilişkilere sahip Alevi-Bektaşi gruplar da olmuştur. Osmanlı Devletinin kozmopolit bir yapı kazanması, çevre diyebileceğimiz Alevi unsurların dışlanmasına Şah İsmail, Yavuz arasındaki Çaldıran savaşı bunun bir zıtlaşmaya dönüşmesine yol açmıştır. Aleviliği toptan bir başkaldırı hareketi olarak değerlendiremeyiz. Anadolu’daki isyanlarda sosyo-ekonomik motifler daha fazla etkilidir. Ancak farklı inanç yapılanmaları nedeniyle Alevi-Bektaşi kitlelerin daha fazla horlandığı da ayrı bir vakadır.
Soru: Ulu kişiler için tutulan bir yas mıdır?
Türk kitlelerde var olan Atalar kültü göz önüne alınırsa Ulu ruhlara (ervah inancı) sığınma, ziyaretgah geleneğinin yaygınlığı böyle bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Bu durum Sünniler için de böyledir. Bugün Diyanetin türbelere yazdırdığı bütün yazı ve uyarılara karşın Alevi Sünni herkes türbelere koşmakta ve, benzeri ritüelleri gerçekleştirmektedir. Alevilerde Kerbela ve uğranılan katliamların etkisiyle bazı değişik ritüeller de devreye girmektedir.
Soru: Hep muhalif olmak mıdır?
Buna kısmen yukarıda değindim. Hep muhalif olmak değil çoğunlukla tarihsel ve sosyal koşulların bir sonucu olarak böyle bir muhalefet söz konusudur. Ancak Osmanlı’nın kurucu unsurları arasında Alevi Bektaşi uluları da bulunmaktadır.
Soru: Bir meseleye inat ve sabırla sahip çıkmak mıdır?
Soru: Egemen din anlayışına sahip olanların zalime "zalim" deme cesaretini göstermemelerine yönelik bir isyan mıdır?
Bunlar Alevi-Bektaşi tarihinde tabi ki böyledir. Yoksa çoktan asimle olup gitmişlerdi.
Soru: Saltanat karşısında "Ey özgürlük" diye haykırmak mıdır? Eğer böyleyse Osmanlı saltanatına karşı bir başka saltanatın, mesela "Şah İsmail saltanatı"nın türkülerinin söylenmesi nedendir?
Konu saltanat konusu değildir. Saltanatın niteliğidir. Osmanlı belli bir dönem sonunda Sünniliğin resmi koruyucusu olarak, Şah İsmail’le olan mücadelenin de etkisiyle Aleviliğe karşı çok katı bir tavır takınmıştır. Öyle ki Sünni şeriat zina için olayı iki gören kişi öngörürken, Aleviler için hiç düşünmeden mum söndü iftiraları yaygınlaştırılmıştır. Şah İsmail’in köken ve faaliyetlerini iyi bilmek gerekir. Saray dili Türkçe ve kendisi Türkçe divanı olan genç yaşta bir hükümdardan söz ediyoruz. Onun söylemi Kızılbaş Türkmen kabilelerinin duygu ve düşüncelerini yansıtıyordu. Bu bağlamda Şah İsmail’i sevmeleri, Osmanlı Devleti’ni Yezit düzeni olarak görmeleri doğaldır. Çünkü kozmopolit devlet yapısı çevreyi dışlamış, Anadolu dışı ve/veya çevredeki Türkmen olmayan unsurlar devlet kademelerinde etkin konuma gelmişlerdir. Şah İsmail onlardan biridir. Onun türküsünü Pir Sultan’ın türküsünü mü söyleyecekler, Yavuz’un anlamadıkları Farsça şiirlerini mi?
Soru: Ali’siz de olur mu?
Ali’siz Alevilik olmaz. Alevilik içerisinde Hz. Ali’nin özel bir önemi vardır. Allah Muhammed Ali bir olarak söylenir. Muhammed Ali bir nurdur. Konuyu Ali’den ayırıp, Sümerlere, Mezopotamya uygarlıklarına bağlamak ateist/sol söylemin uydurduğu tarihen sakat bir iddiadır.
Soru: İslam’ın içinde midir, dışında mıdır?
Alevilik İslam’ın içindedir. Dedelere göre İslam’ın özüdür. Sünnileri İslam dışı görenleri de vardır. Hal böyleyken Alevilik İslam dışıdır demek çok temelsiz bir iddiadır. Konuya ideolojik ve siyasi pencereden bakan ya sol/ateist ya da aşırı yobaz Sünni çevreler Alevileri İslam dışı olarak görmektedirler. Alevi deyişleri, ellerindeki el yazma kitaplar Aleviliğin İslam içi olduğunun bir delilidir. Allah, Muhammed, Ali, Oniki İmamlar, sufiliğe ilişkin kavramlar hep İslami niteliktedir. Ancak Sünni İslam la farklı bakış açısı ve yorumlara sahiptir.
Soru: Bir mezhep midir, ayrı bir din midir?
Ayrı bir din değildir. İslam’ın farklı bir yorumudur. Bu yorumun neden böyle olduğu tarihsel olayların çok iyi analizi ile anlaşılabilir. Yoksa sonuçlara bakıp şaşırmakla bir yere varılamaz. Soru: Kökeni Şamanizm’e kadar giden, "kavimler kapısı" Anadolu’nun gelmiş geçmiş bütün kavimlerinin inançlarından etkilenmiş bir hoşgörü ve tolerans öğretisi midir?İslam da dahil bütün inanışlar yayıldıkları alandaki yerel kültlerden etkilenirler. Bu bağlamda Aleviliğin İslam yorumunun da coğrafi ve zamansal genişliği bakımından bu tür etkilere maruz kalması doğaldır.
Soru: Temel kaynakları nedir? "Söz"e mi dayanır, "yazı"ya mı?
Temel kaynakları, Kuran’ı Kerimden de alıntıların da olduğu “Buyruk” kitapları ve büyük uluların ve ozanların düşünceleri, menkıbeleri ve şiirlerinin yer aldığı kitaplardır. Ağırlıklı olarak söze dayanır. Ancak yazılı az sayıda da olsa kitapları bulunmaktadır. Göçebe yarı göçebe kültürün hakim olduğu çevrelerde İslam’ın anlaşılma biçimi doğal olarak nesilden nesile sözlü ve sazlı şekilde yaşamıştır. Cem ibadeti de bu şekilde oluşmuştur.
Soru: Bütün Alevilerin üzerinde ittifak ettiği bir "öğreti"den söz edebilir miyiz? Yoksa herkesin Alevilik anlayışı kendine özgü müdür?
Alevilerin ifade ettiğim Buyruk ve erkanname kitapları üzerinde tartışma yoktur. Sadece bunlar zaman içinde güncellenmediğinden ve yöresel olarak farklılıkların ön plana geçmesi nedeniyle ve buna günümüz göç sonrası siyasi ideolojik çevresel farklılıkların da eklenmesiyle bugünkü karmaşık durum ortaya çıkmıştır. Alevilik anlayışı kendine özgüdür yaklaşımı günümüzün bir gerçeğidir. Aslında Alevilik inanç kurum ve kuralları küçük farklılıklar dışında ortaktır. Zamanla ortaya çıkan bilgisizleşme ve devletin de Sünniliğe benzeştirme, Aleviliği görmeme siyaseti konuyu bugüne taşımıştır.
Soru: Pir Sultan Abdal Derneği mi Alevilik anlayışını temsil eder, Cem Vakfı mı? O zaman Fermani Altun ne yana düşer?
Pir Sultan Abdal dernekleri tabanında itikatlı Alevi yurttaşlarımız olmakla birlikte yönetim kademeleri daha çok ideolojik kökenli, geleneksel Aleviliği istedikleri çerçeveye uydurmaya çalışan kişilerin yönettiği bir dernektir. Yönetimdeki kişiler Pir Sultan’ın deyişlerini dahi anlamamakta ısrar ederek, Alevilik İslam dışıdır söylemini dayatmaya çalışmaktadırlar. Alevi taban büyük ölçüde ideolojik yaklaşımlara itibar etmemektedir. Cem Vakfı bu bakımdan geleneksel Aleviliği reddetmeyen bir görünüm içerisindedir. Bu bağlamda söylem bakımından hem Alevilere hem de Aleviler dışındaki kamuoyuna geleneksel Aleviliği bir şekilde tanıtma ve yayma misyonu sürdürmektedir. İdeolojik yönü zayıf olan bu yaklaşım Alevi tabanda da nispeten daha fazla kabul görmektedir. Ancak onun da faaliyetleri zaman zaman eleştirilmektedir. Cem Vakfı’nı eleştirenlerin bir bölümü de Aleviliği ideolojik sol söylemle özdeşleştirmiş gruplardır. Fermani Altun’un ise Alevi taban karşısında etkinliği yoktur. Eski Fazilet Partisi ile ve Caferi gruplarla yakın ilişki içinde bulunmaktadır.
Soru: Sünniliğin camisine karşı Aleviliğin cemevi mi vardır? Cemevlerinin tarihi nedir? Ne zamandan beri caminin alternatif olmuştur?
Konunun tarihsel arka planını bilmezsek böyle bir karşıtlık ilişkisi kurabiliriz. Cemevleri konusunun esas olarak Alevilik konusunun da gündeme gelmesine paralel olarak 1990’ların başlarından itibaren gündeme geldiğini görüyoruz. Daha önce köylerde cemler ya belli evlerin uygun odalarında yapılabilirdi veya bazı köylerde de “Cem damı” ve “Cemevi” olarak da adlandırılan büyük bir odada yapılırdı. Ayrıca Anadolu’daki araştırmalarımız sırasında gördüğümüz kadarıyla yüzyıllardır Cemevi olarak hizmet vermiş yapılar da bulunmaktadır. Mesela Tunceli’nin Pülümür ilçesine bağlı Hacılı Köyü ve Malatya’nın Arapgir ilçesine bağlı Onar Köyü’nde böyle iki Cemevi yapısı bulunmaktadır. Hacılı Köyü’nde Pir Sultan Ocağı Dedeleri, Onar Köyü’nde ise Sultan Onar Ocağı dedeleri bulunmaktaydı. Ayrıca bu ibadetler zaten kötü olarak gösterildiğinden ve Alevilerce de Sünnilerden ve devletten gizli olarak yürütüldüğünden bu kurumların açık ve bilinir bir şekilde yerleşmesi geleneksel yapıda mümkün olamadı. Yani Sünniler bilmiyor diye yüzyıllardır varolan Cemevlerini yok mu sayacağız. Kentlere göç ettikten sonra da Alevilerin inançları ve inanç kurumları Sünnilik gibi resmi himayeye sahip olmadığı için ilk zamanlarda inanç hizmetlerini yürütmek, cem evleri yapmak olanaklı olmamıştı. Son 15 yıllık süreçte bu mekânlar kurulmaya başlandı. Bu zamana kadar Aleviyi küçümseyen, dışlayan ve rafızi, mülhid, mum söndüren diye adlandıran zihniyet bu gelişmelerden çok rahatsız oldu. Bu zihniyet mensupları şöyle demeye başladılar: “Efendim bizim ibadethanemiz camidir bu cemevleri konusu da nereden çıktı tarihte böyle bir isimle anılan ibadethane var mı?” Peki bu zamana kadar neredeydiniz? Hiç merak edip de bu insanların ibadetlerini nasıl ve nerelerde yaptıklarına bakıldı mı? Hayır sadece Sünni İslam ve onun akideleri dayatıldı.
Soru: Teorinin gizli bilgisi "Dedeler" denilen ayrıcalıklı zümrenin tekelinde midir?
Benim gerek yüksek lisans gerekse doktora tez konularım olan Dedelik kurumu zayıflamıştır. Neden zayıfladığı da Türkiye’nin yaşadığı sosyo-ekonomik dönüşüme bağlıdır. Bugün yeniden canlanan Dedelik kurumu yeni oluşumlar ve yapılanmalara yönelmektedir. Bir geçiş aşamasındadır ve kendine bir yol bulacak Aleviliği güncelleyerek yoluna devam edecektir.
Soru: "Dede" kime derler? Nasıl "dede" olunur?
Dede belli ailelerden gelen kişilerdir. Ocak mensubudur, ocakzade de denilir. Alevi yolunu ve erkânını bilen eline diline beline bağlı bir ocakzade Alevi olabilir. Bazı yörelerde ise dikme dede dediğimiz dedenin atadığı bir vekil de bulunabilir. Bu konuda ayrıntılı bilgi kitaplarımda vardır hatta internette de yazılarım bulunmaktadır.
Soru: "Dedeler" ile bir Batılılaşma projesi olan "Cumhuriyet" arasında büyülü bir ilişki kurmak nasıl mümkün olabiliyor?
Bunu Dedeler değil de Alevilik olarak düzeltmek lazım. Osmanlı yönetiminden Türkiye Cumhuriyetine geçiş Alevi-Bektaşilerce mutlulukla karşılanmıştır. Laiklikle ilgili uygulamalar yetersiz de olsa olumlu görülmüştür. Yeni cumhuriyetin Alevilerin inanç haklarını vereceğine inanılmıştır. Bu bağlamda Atatürk bir simge halini almıştır. Adeta Hz. Ali’nin biçim değiştirmiş bir başka şekli olarak geleneksel Alevi kitlelerce değerlendirilmektedir. Cumhuriyet sonrası olumsuzluklar daha çok Atatürk sonrası döneme maledilir. Günümüzde inanç ve kültürel haklar anlamında cumhuriyeti temsil eden hükümetler ve Aleviler arasında din dersleri, diyanet ve cemevleri sorunlarının çözülememiş olmasından kaynaklanan bir sıkıntı olduğu da söylenebilir.
Yazar : Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN ( Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Misafir Öğretim Üyesi )
Bu Konu 259 Kere Okunmuş.
23.01.2009 00:58:56,Ayhan UÇAR
|
|
Bu Konuya Yapılan Yorum(lar) :Bu Konuya Yapılan Bütün Yorumlar |
|
ŞİİR PERİSİ
23.01.2009 02:12:44
gökkuşağının yedi rengi gibi türküyle,kürdüyle,alevisi,lazı,çerkesiyle hepbirlikte kardeşçe,el-ele,ebrulice yaşayabilenlere selam olsun...içerikli paylaşımınıza,emeğiğinize sonsuz teşekkürler hocam... sonsuz tebrik ve selamlarımla... |
|
Bu Konu Hakkında Yorum Yapmak İstermisiniz.?
Üye Girişi |
|
|
|
|
|
 |